Fenerbahçe 2 – Galatasaray 2

98 Eylül’ü.. Derbi Kadıköy’de. Son 25 yılda izlemediğim tek Fenerbahçe-Galatasaray maçı. Askerde iki arkadaş radyodan dinliyoruz maçı.. Yok öyle pozisyon tekrarı falan, kim anlatıyor hatırlamıyorum da zaten. 10 dakika oldu maç başlayalı Vedat atıldı Galatasaray’dan, ardından Moldovan ve Baliç ile 20 olmadan 2-0’ı buldu Fenerbahçe… Rakip 10 kişi, kendi sahanda 2-0 öndesin. Erol Bulut’un bittiği gündü, o gün… Penaltıyı yaptı, oyundan atıldı; Galatasaray, Hagi’nin penaltısı ve Hakan Şükür’ün son dakikalardaki golüyle 2-2 ile gitti soyunma odasına…

Bu akşamki 14 yıl öncesini hatırlattı. İyi başladı Fenerbahçe.. Kadıköy’deki derbilerde gol şansının yanında olduğu akşamlarda rahat kazandığı 90 dakikaları hatırlatan bir golle… O dakikaya kadar esnek duran savunmasını Galatasaray iki defa yoklamıştı, final paslarını atamadılar. Auta çizgisine parelel giden ve canı auta çıkmak istemeyen top, son ayların en iyi Ziegler’i, iyi orta ve göğsünde bile yumuştmadan röveşatayı vuran Sow… Sonra, Simao’nun ilk yarı Fenerbahçe’ye attığı golden daha güzeli ya da o kadarı… Alex inanılmaz vurdu. Başka maçlarda direği sıyırır, ya da direkte patlardı ama doksandan içeriye gitti top. O dakikadan sonra Fenerbahçe için maçın kader anı, Stoch’un ceza sahasına sızıp kötü vurduğu pozisyondur. Orada üçü bulsa ikili averajını da lehine çevirip, maça son noktayı koyacaktı ev sahibi…

Galatasaray’ın uzun yıllardır Fenerbahçe derbilerindeki basiretsizliği, kötü oyunu, yenilgilerinin altında yatan birinci sebep, kadrosunun dengesiz kurulmuş olmasıydı. İyi hücumcular ama her seferinde ezeli rakibinden daha kötü bir orta saha ve daha kötü bir kaleci. Ligin ilk yarısındaki galibiyetin anahtarı da oydu. Selçuk ve Melo ile Galatasaray uzun yıllar sonra Fenerbahçe’den daha iyi bir göbeğe sahip oldu. Muslera ise sezon performansıyla, Volkan kadar, Volkan’dan iyi tartışmalarının öznesi olmayı başardı.

Fatih Terim’i 30 yıldır takip edip hala beraberliğe gider diyenleri anlayabilmek mümkün değildi hafta içinde. Terim’in sözlüğünde olmayan bu saatten sonra da olmayacak bir kelime: Kaybetmemek. Teknik adamları büyük yapan galibiyet sayıları, kimse 3 istatiğin ortasında yer alan çift haneli rakamlara bakmaz bu oyunda. Terim kariyeri boyunca berabere kalabileceği çok maçı kaybetmiştir. Onu da büyük teknik adamlar listesine yazdıran çalıştırdığı takımlara kazanmayı bir kere öğretti mi bir daha soyunma odasına “Önce yenilmiyoruz beyler” diyerek gelmemesidir.

Oyunun 25’den sonra dönüşü de Terim felsefesinin bir sonucu işte. Geçen hafta ayağa pası bu sezon en iyi yaptığı maçlardan birinde, Gençlerbirliği karşısında ilk 45 dakika golü bulamayan Galatasaray, 10 dakika sonra farkı bire indirmeyi başardı Kadıköy’de. İki farkı bulduktan sonra geri çekilen ve oyunu sahasında kabul eden Fenerbahçe’de Engin’in geri dönmediği kanatta Stoch’un etkisiz kalması, kendisinin de nerede oynadığını uzun zamandır idrak edemeyen Mehmet Topuz’un etkisiz futbolu, Gönül’ün artık unutturduğu bindirmeleri de olmayınca, topu rakibe bıraktı Fenerbahçe…

Galatasaray, ikinci yarının ilk 10’unundan sonra ilk yarıda kaldığı yerden devam etti . Selçuk İnan ligin uzak ara iyi orta saha oyuncusu… Takımın omurgasında o olmazsa beli doğrulmaz duruyor Galatasaray. Aldı verdi, aldı verdi… Bir şutunu da Volkan nefis çıkardı. Engin ve Emre’nin final paslarındaki basiretsizlikleri, yerini bulmayan alçak kalan ortalarla net pozisyon sayısını düşürdüler.

Fenerbahçe, Beşiktaş derbisinde de ikinci yarı zorlanmıştı. Yine aynısı oldu. Aykut Kocaman’ın Alex karmaşası sürüyor. Stoch’u oyundan aldığında orta saha artı bir oldu ama Galatasaray da sağ kanadından rahat çıkmaya başladı. 5 dakikada 50 bin taraftarın önünde 2-0 öne geçilen derbide oyunun her an beraberliğe gelebilme ihtimaline bir çare bulamayan hocanın ismi isterseniz Aykut; isterseniz Fabio olsun, eleştirilirsiniz…

Galatasaray, beraberlik sayısını çok daha erken bulabilirdi. Galibiyet sayısı da uzatmanın son saniyelerinde direkte patlayan top olmayabilirdi. Cristian’ın şutu dışında pozisyon üretemeyen Fenerbahçe için de, 9 puan önde geldiği derbide 2-0’dan 2-2’yi bulan Galatasaray için de beraberlik iyi sonuç… Maçın adamı, geçen sezon 16 mağlubiyet almış Galatasaray’a bu sezon bu kadar kısa sürede karakterli futbol oynatan Fatih Terim’dir…

Hakem Bülent Yıldırım, Cüneyt Çakır, Bilbao-Man .United maçını verilince alelacele bu derbiye atandı. 3. dakikada Mehmet Topuz-Melo dalaşında ikisine de kart çıkarmak yerine ben bu oyunu az kartlı götüreceğim kafasıyla devam etti. Emre’nin sarı kart sonrasında temiz iki kartlık pozisyonunda da eli cebine gitmedi. İkinci yarının sonundaki 4 dakika uzatma da başıma daha fazla bela almadan bitireyim tercihiydi..

Beyoğlu’na kravat ile çıkılırdı gibi olmasın ama, derbilerde tribünler de bir başkaydı eskiden! Yarı yarıya kapalı, bilet için sabahlamalar, 10 saat önce dolan tribünler, kapalının ortasından ikiye bölünüp saatlerce karşılıklı atışmalar, tezahüratlar. Kavga gürültü isteyenler için de mekan, yer saat belliydi… Şimdi twitter’da trend olan küfürler, ezeli rakibin tesisinin önüne gidip meşale yakmak buna da karşılıklı “baskın” demek moda… Ekranda Barcelona izleyip tribüne geldiğinde takımı top tutamayıp pas yapamayınca homurdanmak moda… Neyse… Lakerda da eskiden torikten yapılırdı ya… O da şimdi palamuttan…

acetobalsamico.blogspot.com

Bloglar'dan kategorisine gönderildi Etiketler: , ,